Cuma, Kasım 18, 2005

Bulutların Ötesinde


Aynı anda, binanın büyük ahşap kapısından çıkıyorlardı. İkisi de ayrı istikametlere gidecek gibi görünüyorlardı. Gözgöze gelmediler. Adam, duraksadı, konuşup konuşmamakta tereddüt ederek, bir kaç saniye sürdü bu düşünme anı, yürümeye başlayan genç kıza doğru ardından koşmaya başladı:
-Size eşlik edebilir miyim?
Genç kız, telaşlı adımlarla meşgulken, adamı farketmemiş gibi yaptı, fakat yine de nezaketle konuştu.
-Kiliseye gidiyorum.

Taş binaların arasından, kıvrılan dar kaldırımlı yollarla kiliseye doğru ilerlemeye başladılar. Sıkıcı bir sis ortalığı griye bulamıştı, soğuktu ve adamın elleri ceplerindeydi. Genç kızın özenle taranmış dalgalı saçları, hafifçe pardesüsünün omuzlarına dökülüyordu. Adam istekle, kızın çevresinde dönüp kah kızın önüne geçiyor, kah onu durdurup, sorularla ilgisini çekmeye çalışıyordu.
-Çok sessizsiniz?
-Söyleyecek bir şeyim yok.
-Etrafta bunca şey olurken, sizin söyleyecek bir şeyiniz yok mu?
-Belki de kiliseye yalnız gitmeliyim.

Genç kız kurtulmak isterken, adam ısrarla buna karşı çıkıyor, hala peşinden gelmeye devam ediyordu.

-Çok okur musunuz?
-Hayır.
-Dergi ya da gazete?
-Eskiden göz gezdirirdim aslında. Şimdi onu da yapmıyorum.
-Bir keresinde şöyle bir şey okumuştum. Kim söylemiş hatırlamıyorum ama birisi demiş ki: “Kiraz ağacı kendi meyvelerini yiyebilseydi.” Siz kendi meyvelerini yiyen kiraz ağaçlarındansınız.
-Bana kalırsa mutlu olmak için, düşüncelerimizden kurtulmalıyız.
-Ama bunu söylerken bile, bir fikir oluşturmuyor musunuz?
-Doğru. İşte bu yüzden susmayı yeğliyorum.
-Aklımızı fikirlerle dolduran sessizliğin kendisi.
-Hepsi gereksiz fikirler.
-İşte bunlardan nasıl kurtulacağımız asıl mesele.
-Elimde olsa, bende onlardan kaçardım.
-Nereye?
-Bedenimden uzağa. Bedenin kusurlarından biri, gereksinimleri olmasıdır. Hiç tatmin olmaz.
-Bütün gereksinimleri küçümsemeyin. Bazen onları tatmin etmek zevk de verebilir.
-Küçük zevklerinizden vazgeçmelisiniz. Bu size huzur getirecektir.
-Zaten hep vazgeçiyoruz. Günün sonu geldiğinde, öyle çok tatminsiz arzumuz var ki..
….
Adam kilisenin kapısından girerken, kıza birşeyler söylüyordu, fakat kız onu susturdu. Koro ilahilere başladı ve sessizliğin içinde uhrevi bir coşku kızın kalbini doldurmaya başladı. Kız, en önlerdeki sıralardan birine doğru ilerledi. Adamın oturmak ve dinlemekten ziyade kiliseyi görmeyi tercih ettiği anlaşılıyordu. Yüksek tavanlardan duvarlara uzayan resimlere baktı, koridorların arasından , sutunlara sarıldı, ayinle meşgul olan rahipleri uzaktan izledi. Sonra gelip arkalarda bir sıraya oturdu. Kendini dinlemeye başladı.

Adam gözlerini açtığında, kilisede kimse kalmadığını gördü. Genç kız dahil kimse yoktu sıralarda. Uyuyakalmıştı. Koşarak kiliseden çıktığında, hava kararmıştı. Sağa sola bakındı, kızı aradı gözleri. Fıskıyeli minik havuzun yanına yaklaştığında, kızı yerde çökmüş, düşünürken buldu.

-Lütfen böyle davranmayın bana, bu sözleriniz bana hep kadın olduğumu hatırlatıyor.
-Hoşunuza gitmiyor mu?
-Hayır.
-Sizi daha iyi tanımak isterdim. Bunları sizi memnun etmek için söylemedim. İltifattan hoşlanan biri olmadığınız belli.
-Bu tür iltifatları sevmem. Bana iyi dua ettiğimin söylenmesini isterim.
-Kilisedeki haliniz bence gözalıcıydı. Sanki bir ölü gibiydiniz.
-Biraz, ölüydüm.


Kızın gözlerinde parlayan ışığı, dünyevi tutkularla ilişkilendirmek imkansız gibiydi. Adam, karışık hisler içinde sabırsızlığını belli ediyordu.
Sonunda, kara bulutlardan kuvvetli bir yağmur boşanmaya başladı. Koşmaya başladılar ve yolları da uzundu. Kız bir ara yere düştü ve çılgınca gülmeye başladı. Sokaklar boştu, yağmur ikisini de sırılsıklam yaptı. Adam, genç kıza yardım etti ve ayağa kaldırdı, gözlerine bakarak:

-Ya ben size aşık olursam?
-Işık dolu bir odada mum yakmış gibi olursunuz.

Büyük ahşap kapının önüne geldiklerinde, kız adamın yüzüne baktı ve başını çevirdi, apartmanın holüne , merdivenlere yöneldi. Kapı kapandı, adam tekrar kapıyı açtı. Kız çoktan ikinci katın merdivenlerine ulaşmıştı. Birbirlerinden kaçarlarken, sonunda buluşacaklarını biliyorlardı cevapsızca. Kız dairesine ulaştığında adamın sesiyle arkasına döndü ve koridorun başındaki yüzün çağrısına yoğunlaştı.

-Sizi yarın da görebilir miyim?

Kız içeriye girdi, kapıyı kapatmadan az evvel cümlesini bitirmişti.Yüzündeki hafif tebessüm, huzurunun habercisiydi.

-Yarın manastıra giriyorum.

Adam, başını öne eğdi ve sessizce merdivenleri inmeye başladı. Büyük ahşap kapıdan çıkıp, kendini yağmura bırakıp, koşmaya başladı.

(Par-dela les Nuages (Beyond the Clouds)filminden)

2 Comments:

Blogger hayvanatbahcesi said...

bu bulutlar ne zaman gidicek yaf?

18/11/05 21:06  
Blogger deepness said...

zazoo, bu şehrin güneşi eksik olmadığı gibi, yağmuru da özletmez kendini. Bırak, usul usul yağsın yağmur..

18/11/05 22:30  

Yorum Gönder

<< Home