Uzaklardan.
Kış günlerinde, soğuk Avrupa şehirlerinin temiz ve sakin caddelerinde yürürken, tuhaf bir huzur duyup, bunun için rahatsız da olursun bir yandan. Keşfedilmek için bekleyen umarsız bir dünya çevrene yayılıdır. Aşırı düzen ve titizlik, neredeyse rahatsız edici seviyeye ulaşmaktadır. Ellerin cebindeyken ne kadar da rahat yürüdüğünün farkına varırsın. Tanımak ve öğrenmek için bir kaynak önünde serilidir ve bundan gizli bir zevk alırsın, itiraf da edemezsin mücadele gerektiriyordur, yorulmaya bırakamazsın kendini. Özgürsündür ama bu yabancı kalabalığın arasında sessiz bir esarete dahilsindir. Sayılı zamanları en dolu şekilde geçirmek isterken, en küçük bir plan hatası, saatleri boşa harcayabilir. Düşünürsün...
Önünden geçiyorken, kendine özgü bir kahvehane içeri davet eder seni minik bir bakış sonrasında. Elin kapıya uzanır, tanışmaya istek duyarsın içinde. Güzel diyemezsin, çünkü bu kelimedeki bayıcı bir hoşluk, bu kahvedeki havayı farklı anlama sürükler. Olduğu gibidir, girer ve istediğin küçük bir masaya oturursun. Aydınlıkla loşluk arası atmosferinde, yüzler seni seçer kolaylıkla. Telaşsız bir garson yanına yaklaşır teklifsizce ve yüzünde monoton bir hayatın anlaşılmaz huzuru vardır. Minik bir tepside gelen koyu acı bir kahve ya da cam kupada demlenen sallama çayın rengine yoğunlaşmışken, müziği duymaya başlarsın. Kendi müziğin susar bir süreliğine. Isınırsın...
Kapı açılır kapanır, birileri kalkar yerine yenileri oturur. Soğuktan kat kat giysileri çıkarıp uygun yere koymak, kalkarken aynı seremoniyi tekrar etmek sıkar insanı. Ancak, sıcacık bir içecekle kendine gelirsin kısa zaman sonra. Anlayamadığın bir sürü kelime dolaşır kulağında, tuhaf harfler, onlara ait bir dunyayı oluşturur, sen dışındasındır o dünyanın, burdan anlarsın yabancı olduğunu onlara. Ayağa kalkar, terkedersin o küçük sıcak ortamı, çıkarsın. Gri gökyüzünün altında yürümeye devam edersin. Yanlızsındır, üşürsün...
not : günün takıntısı , tiziano ferro_imbranato.
Önünden geçiyorken, kendine özgü bir kahvehane içeri davet eder seni minik bir bakış sonrasında. Elin kapıya uzanır, tanışmaya istek duyarsın içinde. Güzel diyemezsin, çünkü bu kelimedeki bayıcı bir hoşluk, bu kahvedeki havayı farklı anlama sürükler. Olduğu gibidir, girer ve istediğin küçük bir masaya oturursun. Aydınlıkla loşluk arası atmosferinde, yüzler seni seçer kolaylıkla. Telaşsız bir garson yanına yaklaşır teklifsizce ve yüzünde monoton bir hayatın anlaşılmaz huzuru vardır. Minik bir tepside gelen koyu acı bir kahve ya da cam kupada demlenen sallama çayın rengine yoğunlaşmışken, müziği duymaya başlarsın. Kendi müziğin susar bir süreliğine. Isınırsın...
Kapı açılır kapanır, birileri kalkar yerine yenileri oturur. Soğuktan kat kat giysileri çıkarıp uygun yere koymak, kalkarken aynı seremoniyi tekrar etmek sıkar insanı. Ancak, sıcacık bir içecekle kendine gelirsin kısa zaman sonra. Anlayamadığın bir sürü kelime dolaşır kulağında, tuhaf harfler, onlara ait bir dunyayı oluşturur, sen dışındasındır o dünyanın, burdan anlarsın yabancı olduğunu onlara. Ayağa kalkar, terkedersin o küçük sıcak ortamı, çıkarsın. Gri gökyüzünün altında yürümeye devam edersin. Yanlızsındır, üşürsün...
not : günün takıntısı , tiziano ferro_imbranato.
0 Comments:
Yorum Gönder
<< Home