Salı, Kasım 07, 2006

O yere dair.

Bahçıvanın dalından kopartıp getirdiği portakalın kokusunu içime çekiyorum mümkün olabildiğince. Dingin ama kendine çeken birşeyler var bu kokuda. Geçmiş güzellikleri hatırlatır gibi. Kokunun beni götürdüğü yerde kalıyorum kaygısızca. Belki de hep oraya gitmeyi arzuluyordum. Bulmayı istediğim yerler var şüphesiz. Burası, orası olabilir miydi...?
Bunu daha önce de düşünmüştüm, aradığım yeri bulmayı, hayatımı orayı aramakla geçirmeyi.

Hayır, orası bambaşka bir yer, burası değil.Tüm beklentilerin sona erdiği, şüphelerin kaybolduğu, endişelerin sokaklarında kol gezmediği, huzurlu sabahlara uyanacağım o yer. Gecenin, güneşle aydınlandığı yer, yolların kısaldığı, zamanın akmadığı bir yaşam kesiti. Birşeyleri unutmak için hap almak gerekmediği yer orası. Unutuş nehirlerinde yüzmeye ihtiyaç olmayan. Güneşli bir günde, ağaçların arasında, tek başına yürürken duyduğun huzurlu sukunet gibi. Siyahla beyazın yerini diğer renklere bıraktığı yer. Soru cevap, iyi kötü, doğru yanlış, bitiş ve başlangıç yok orda.

Adam, portakalı yiyeyim diye getirdi muhtemelen. Beni alıp götüreceği yerlerden habersiz, ayrıca portakalın oynadığı bu oyundan da ...

2 Comments:

Anonymous Adsız said...

biletler nerde satılıyor tek gidiş almak istiyorum ben de:)

8/11/06 19:57  
Blogger deepness said...

Anlaşıldı, benim br organizasyon yapmam gerekecek, en kısa zamanda biletler, blog adreslerinize gönderilecek arkadaşlar. :)

9/11/06 08:59  

Yorum Gönder

<< Home