Pazar, Aralık 10, 2006

Sylvia Plath.



Gri gökyüzü, yapraklarını dökmüş kuru ağaçların figüranlık yaptığı bir sonbahar günü, hayata meydan okuduğu kadar esir olmayı da başarabilen, ürküten, acımasız, kırbaç gibi kelimelerinin uğultusunda insanı kendine çeken bir şairdi bu kadın. Pek de yabancı bir hayat değilmiş yaşadığı belki de. Âşık olduğu ve hastalık derecesinde bağlanarak, gölgesinde kalmayı, bir anlamda kabul ettiği kocası şair Ted Hughes'dan ne yazık ki pek fayda görmemiş veya beslenememiş olduğu anlaşılıyor. Her yeni başlayan gün, her yeni çaba, sona daha yaklaştırmış onu. Ayrı kaldıkları süre içinde ürettiği şiirler, kendini hatırlamasına yardımcı oluyor. Kaybettiği bir şeyden, eksildiği bir yanından sonra, tam olmaya başlamak, tam olmak gibi. Fakat bu süreç onu bir miktar hayata bağlasa da, kopan bağları yeniden sağlamlaştırmaya yetmiyor. Daha önce denediği intiharların sonuncusu ile hayatına son veriyor. Filminde, Sylvia'nın okyanus kıyısındaki evde, pencereden görünen dalgalara bakarak oturduğu masada, şiirleri üretmeyi, kelimelerin içinde kaybolmayı, eminim pek çok edebiyat aşığı insan isterdi. Ancak, o masada Sylvia hiç yazamadı, şiirleri ödül alan kocasının ağırlığını omuzlarında hissetti sanki. Evlilik ona göre değildi belki de. Bir aşk kadını olduğu kesin elbette. Duygularının hayatına yön vermesine izin veren biriydi, kalbindeki sevginin, beynindeki düğümleri çözebileceğine, geçici de olsa inanmış biriydi. Bu soruların cevaplarını alabilmek mümkün değil ancak sınırlı sayıda Türkçeye çevrilmiş kitabını okumak faydalı olabilir muhtemelen.

Şiir yazmak çok sancılı bir süreç olsa gerek. Yaşadıklarından kopup gelenlerle bir kağıda yine kendini dökmek kelimelerle. Bittiğini düşündüğün ana kadar müthiş bir acı, sarsıntı, yaşamaya devam ettiğin yoğun duygular. Yüzünü yakan ateşi, kalemine ilettiğin ve sonunu tutkuyla beklediğin akmayan bir zaman kesiti. Son noktayı koyduğun anda da, benzerini kolay kolay başka bir eylemde hissedemeyeceğin bir rahatlama. Kağıdın üzerine kendini bırakıvermek, boşalmak ama bitmek değil. Geçici bir güzellik. Ölçüsünü hayal edemediğin bir zaman sonra, fırtınalarına, içindeki sessiz haykırışlara döndüğün devinim.

Filmde Ted, “bir konu bulursun ve ona konsantre olursun ve yazarsın” diyor nasıl şiir yazılacağını Sylvia ‘ya tarif ederken. Sanırım bu kadar düz ve kolay olmasa gerek. Neyse, Ted değil benim konum şimdi. Belki gerçek Ted, bunu daha farklı anlatırdı.

Üretmek kolaya olmasa gerek, dışarıdaki hayatın kurallarında ve gerçekliğinde. Sanatın veya sporun herhangi bir dalıyla, hayatına yön vermiş insanlara imrenirim bazen. Onların gözünde, şekillerin anlamsızlığını, ekmeğin fiyatının, gündüz trafiğinin, TV dizilerindeki gidişatın, kendi içlerindeki gidişatın önüne geçemeyişinin beğenisi bu bir yerde. Evet, üretmek, yazabilmek için bunlara ihtiyaçları var ve içlerindeki düşün ortamlarında bunları yoğurup, kendi tarzlarıyla açığa çıkarıyor olmalılar mutlaka. Bazen çocukluktan beri içlerinde var olur bu tercih ve sonraları ilk gençlik yıllarında can bulur ve hayatlarını sarmaya başlar. İzin verdikleri ölçüde o insanların yollarını çevirir, bunun yanında şans, kader, tesadüf ne derseniz deyin, onların da etkisini küçümseyemeyiz. Böylece her şeye farklı taraftan bakan ve detaya inebilen gözlere sahip olur sanatla ve özellikle edebiyatla uğraşanlar. Seyrederler alemi bir kenarda durup sükunetle. Yanlız gibi görünürler ama içlerindeki kalabalıklardan korkarsınız görseniz. Sokaktaki ve dört duvarlar arasındaki dünyanın onları ele geçiremeyişinin kutlamasını yapmaktadırlar sık sık. Kahkahalarını duyamayız ama sade, kırılgan çığlıklarını, sessizce dokundukları insanların kulaklarında çınlatırlar bence. O kişiyi kutsar gibidirler. İşte bu güzeldir.

En beğendiğim şiirlerinden biri ...

"Çılgın kızın aşk şarkısı

Yumuyorum gozlerimi,yıkılıp ölüyor dünya;
yeniden doguyor açınca gozlerimi.
(kafamın içinde yarattım seni galiba)
...
yumuyorum gözlerimi,yıkılıp ölüyor dünya
beni buyuyle cektin yataga,bunu dusledim
sarkilar soyledin cilginca,delice optun
(kafamın içinde yarattım seni galiba)
...
bir fırtına kusunu sevmeliydim senin yerine
bahar gelince gokyuzunu basarlar hic degilse
yumuyorum gözlerimi yıkılıp ölüyor dünya
(kafamın içinde yarattım seni galiba)."

yazan: sylvia plath
ceviren:handan sarac

2 Comments:

Blogger G.E. said...

Sinemada intiharın bir başka yüzü; "İçimdeki Deniz" önerilir...

13/12/06 11:30  
Anonymous Adsız said...

Deli Kızın Aşk Şarkısı

Bütün dünya ölüme düşer kapattığımda gözlerimi;
Açarım gözkapaklarımı ve doğar herşey yeniden.
(Sanıyorum kafamdan uydurdum seni.)

Yıldızlar vals yaparlar, kırmızı ve mavi,
Ve keyfi bir siyahlık dörtnal peşinden:
Bütün dünya ölüme düşer kapattığımda gözlerimi.

Düşledim büyüyle beni yatağa çektiğini
Ve çılgınca öptüğünü, delice şarkı söylediğini.
(Sanıyorum kafamdan uydurdum seni.)

Devrilir gökten Tanrı, solar cehennem ateşleri:
Melek ve Şeytan’ın adamları çeker giderken:
Bütün dünya ölüme düşer kapattığımda gözlerimi.

Hayal ettim söylediğin yoldan döneceğini,
Fakat yaşlandım, artık unuttum ismini.
(Sanıyorum kafamdan uydurdum seni.)

Bir fırtına kuşunu sevmeliydim seveceğime seni;
Hiç değilse baharda göğü şenlendirir gelirdi.
Bütün dünya ölüme düşer kapattığımda gözlerimi.
(Sanıyorum kafamdan uydurdum seni.)

Sylvia Plath (1932-1963, ABD)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

19/1/08 03:47  

Yorum Gönder

<< Home