Nora Luca'm...
Gri bir kitaptı Araf. Ne kara ne de ak. Adı gibi tam arada kalanların romanıydı. Yaşamını karmakarışık hisler içinde geçiren, karar almaya çalışan bir grup gencin hikayesi. Şu anda sokakta dolaşan pek çok benzerinin tanıdık geleceği hayatlar. Rakamsal çoğunluğu oluşturan aynaya bakan mutsuz yüzler, -mutsuz ve sahte yüzlerimiz- gibi. Kurgu gene heyecan verici, bitmemesi için yavaş yavaş tadına vararak okutmaya yeminli. Ne ilginçtir, bu kitabı çok önceleri "okutamıyorsa kitabını okunmasın" diye bir kenara koymuştum. Oysa kitap aynı kitap, değişmedi, olduğu yerde kelimelerini sakladı sadece ve bekledi. Kelimelerin sadakati... İnsanlar sadık ve güvenilir olamazken, kelimeler bunu başarıyor.
Ne kadar insan yaşıyorsa o kadar da hikaye var, bunların hayal gücüyle çoğaltılabilen versiyonlarını da düşünürsek, ürkütücü ve yorucu bir yaşamlar silsilesi. istediğini yapmakta özgür herkes. Gadjo Dilo'da anlatıldığı gibi bir çingene şarkıcısının izini aramaya kilometrelerce ötelere gitmekte de tabi ki. Babasının kulağında sürekli çalan şarkıyı söyleyen Nora Lurca'yı aramaya, Romanya yollarına düşüyor Fransız Stephan. Kabı bile olmayan silik bir kasette bir şarkı. Etnik müziklerin, bendeki o sarıveren melodisi, etkilenmemek imkansız, hemen araştırdım ve zor da olsa buldum bu kırık melodiyi, o duygulu sesi. Gerçekten de, ölürken insanın kulağında olmasını isteyebileceği bir müzik olsa gerek. Stephan ın babasının müzik zevkine katılıyorum.
Boş ev'in müzikleri de güzeldi ancak bu kez şanslı değildim ve bulamadım tabii. Sylvian yapmış ancak, biraz daha araştırmak gerekiyor ulaşmak için. Bu filmde başroldeki kadın oyuncunun, film boyunca hiç konuşmadığından sıkılmamak lazım, gözleri ve zerafeti ile müthiş bir anlatım yeteneğine sahip. Neredeyse her gece, bir başkasının evinde ve evde kimse yokken misafir olan bir gence aşık oluyor kadın. Fakat genç, evlere gizlice giriyor ve hiç bir şeye dokunmadan çıkıyor evden sabah, ancak, çamaşırları yıkamış, ortalığı toparlamış, bozuk aletleri çalışıyor olarak bırakarak. Onun hikayesi de bu. Güney Kore insanları oldukça saygılılar, çünkü gündüz vakti eve gelen güzel bir kadın sessizce oturma odasına geçip uzanıyor ve bir kaç saat kadar uyuyor, kimsenin sesi çıkmıyor. Filmde anlatılan bir figür bu, doğrusunu oraya gidip test etmek gerek artık.
Yapmak istediğine karar veren ve onu tüm hayatına uygulayan insanlar sanırım mutludurlar. Trachimbrod'larını, Nora Luca'larını arayan güzel insanlar ve neyi aradığını hala bulamayan, arada kalanların hikayeleri de diğer tarafta. Yaşamı öyle veya böyle herkes bitirecek, nasıl olacağına karar vermek, insanın yüreğinde.
Ne kadar insan yaşıyorsa o kadar da hikaye var, bunların hayal gücüyle çoğaltılabilen versiyonlarını da düşünürsek, ürkütücü ve yorucu bir yaşamlar silsilesi. istediğini yapmakta özgür herkes. Gadjo Dilo'da anlatıldığı gibi bir çingene şarkıcısının izini aramaya kilometrelerce ötelere gitmekte de tabi ki. Babasının kulağında sürekli çalan şarkıyı söyleyen Nora Lurca'yı aramaya, Romanya yollarına düşüyor Fransız Stephan. Kabı bile olmayan silik bir kasette bir şarkı. Etnik müziklerin, bendeki o sarıveren melodisi, etkilenmemek imkansız, hemen araştırdım ve zor da olsa buldum bu kırık melodiyi, o duygulu sesi. Gerçekten de, ölürken insanın kulağında olmasını isteyebileceği bir müzik olsa gerek. Stephan ın babasının müzik zevkine katılıyorum.
Boş ev'in müzikleri de güzeldi ancak bu kez şanslı değildim ve bulamadım tabii. Sylvian yapmış ancak, biraz daha araştırmak gerekiyor ulaşmak için. Bu filmde başroldeki kadın oyuncunun, film boyunca hiç konuşmadığından sıkılmamak lazım, gözleri ve zerafeti ile müthiş bir anlatım yeteneğine sahip. Neredeyse her gece, bir başkasının evinde ve evde kimse yokken misafir olan bir gence aşık oluyor kadın. Fakat genç, evlere gizlice giriyor ve hiç bir şeye dokunmadan çıkıyor evden sabah, ancak, çamaşırları yıkamış, ortalığı toparlamış, bozuk aletleri çalışıyor olarak bırakarak. Onun hikayesi de bu. Güney Kore insanları oldukça saygılılar, çünkü gündüz vakti eve gelen güzel bir kadın sessizce oturma odasına geçip uzanıyor ve bir kaç saat kadar uyuyor, kimsenin sesi çıkmıyor. Filmde anlatılan bir figür bu, doğrusunu oraya gidip test etmek gerek artık.
Yapmak istediğine karar veren ve onu tüm hayatına uygulayan insanlar sanırım mutludurlar. Trachimbrod'larını, Nora Luca'larını arayan güzel insanlar ve neyi aradığını hala bulamayan, arada kalanların hikayeleri de diğer tarafta. Yaşamı öyle veya böyle herkes bitirecek, nasıl olacağına karar vermek, insanın yüreğinde.
2 Comments:
bu kırık melodiyi merak ettim bak şimdi.
bizim de dinleme imkanımız var mıdır acep?
şahane bir filmdi boş ev,defalarca izlediğim ender filmlerden biri.yay öyle değildi ama.
Yorum Gönder
<< Home