Çarşamba, Ekim 13, 2010

kelimen kadar konuş

Senin benle bir sorunun olamazdı…
Ben kendimle birlikte, bir soru işaretini yerine koyardım genelde
Kelimelere acı çektirdiğinde sen, susardım.
Sonra tek başıma cümleyi kurar ve tek başıma kaldırırdım
Gece kolay geçmezdi bomboş sayfalarda ve tükenmiş kalemlerde
Dinlemek zordu, konuşmak eh işte, yazmaksa zifir gibi
Flu dolaşırdı o yüzler, bir anafikir vermemek için.
Senin dilbilginde saklı genellemeler ,
Benimkinde titizlikle ince elenir sık dokunur ama duvara asılmazdı
Sesi duyduğunda toparlanırdın, lakin bitse gitsek modu başucunda.
Bir duble alkolden sonra, harfler yutulurdu yanı sıra,
Kapı kapanırdı üstlerine ve bu kez parmaklıklar da şeffaftı konuşamayan insanın dilinde.
Fiiller, emirlere dönüşür, zamirlerde bir hüzün, özellikle birinci tekil şahısta.
Tam yok olacakken, bir hece çıkagelir, ortalığı romana çevirirdi o günlerde.
Dörtnala zihnimi kaplar, boşluklarda coşkuyla bir fırtına, bir şimşek
Savrulurduk hepimiz alfabeleri darmadağın ettikçe, sayfalar kapış kapış.
Toprağı hatırlardık, acıyı, gözyaşını, kuraklığı, faniliği.
Kururduk çile odalarında, mürekkepler boyu, bulanık bir dörtduvar eşliğinde
Bir yeşil filiz verirdi elbette, mayasıydı bir harf, bu hikayenin.
Tanrı bizlerin mutlu olmaktan çok, mutsuz olmamamızı isterdi muhtemel.
Mahallede arsızca fırlatılırdı bazı dost kelimeler, ruhuna inat, görgüsüzce herkes duysun diye belki.
Duyanın da umurundaydı, bu alfabeye yazıktır eylemeyin diye bir pankart henüz hazır değildi sanki.
Yabancı zihinlerde ortaya serilirdi, sahip çıkılırdı başıboş kalmış el yazmaları,
Hoyrat sorumsuz bir nesle aşinaydık, şükrediyorduk alacakaranlık vakitlerinde.
Dönüyorduk baş başa, hayaller, aşkım ve kelimelerim üçgenine mütemadiyen,
Suçlu; kelimeler! Sakince boyun eğerdi gariplerim, her şey yoluna girsindi, varsın cana değil, kelimelere gelsindi.
Temize çıkınca gündüz, ruyaların ele geçirirdi geceleri dilini, beynini, tek kelime edemez, kalabalığa bağırır, sesin çıkmaz oldurulurdu.
Uzaktan seyrederdim kelimelerin gerçeğini görmen için kendi kendine
Bilirsin baskı altında karar vermek, şıkları işaretlediğin bir testle becerilebilen bir özellik değildi harfler sana el sallasa da.
Bana senin hakkında bir not iletmedi kelimeler inan, kuşlar da söylemedi.
Zaman en büyük haberciydi, bir güvercinden bile bazen hızlı.
Beklemek yetiyordu, sükunetle, kitap aralarındaki dağınık harfleri düzenleyerek.
Yarı yolda yorulmak olmazdı, torbada boşlukları doldurulacak cümleleri hazırlamışken.
En lezzetli sofraların baş tacıydı kelimeler, zevk dorukta veya oralarda bir yerde, karnavalda salınırdı en cüretkar harfler,
Temiz beyaz sayfalar, olmadı bulsak sarı saman defterlere de razıydı kalemler.
Tadını bilmeyenler, küstah bir cesaretle masayı devirir, cahil kaldıklarını damgalarlardı cilt cilt fütursuzca.
Harcamak kolaydı, fakat bir alev, tüm kelimeleri küle döndürmese gam yemezdik dünyada.
Bereketliydi dost harfler, istese, sonsuza da uzanırlardı , yazılmamış bir aşk kalmadı dese de yazar.
Sen inanmadın, toplumsal güven sorunun vardı, kelimeleri de ona dahil ettin, belki de onlar senin dışına çıktılar,
Ben senin dışında, sen benim içimde, kelimeler her yanımızda, boğuluyorduk kendi ruhsal psikolojik sonbahar depresyonlarımızda,
Yazar, gözlüklerini çıkarıp kalemi bıraktı, teşhisi koymuştu.
Senin sorunun benle değil, kelimelerle idi bilakis.

0 Comments:

Yorum Gönder

Links to this post:

Bağlantı Oluştur

<< Home