Cuma, Temmuz 15, 2011

Babam.

Babamı, şimdiki evimin yolunda bana doğru gelirken görüyorum. Balkondayım ve beni görmesi için elimi sallıyorum. Gülümsüyor, aynı hızlı adımlarıyla eve yaklaşıyor, kapıyı açıyorum ve karşımda. Elini öpmeyi bırakıp sarılıyorum, o her zamanki babam kokusunu burnuma taşıyor kollarıyla. Hoş geldin evime diyebiliyorum, o güzel kalbin, o hassas ruhun, o inceliklerin için teşekkür ediyorum diyebiliyorum kulağına fısıldıyorum, Sarılıyoruz, öylece kalıyoruz.
Film kopuyor ve sonrasını getirememek, dibi olmayan o kuyuda olduğumu hatırlatıyor. O anda neler olduğunu ve olacağını bilememek, belki de hayatın en acımasız gerçeği olarak yüzüme hatta suratıma çarpılıyor. Gerçeğimi biliyor olmak ise, diğer insanlardan ayırıyor bu ağır bedeni ve içindeki hafiflemiş ruhu. Zaman geçtikçe bir yol bulunur denilen şeylerden hariç kalıyor bu gerçek.
Bir duble rakı ve mutluluk, birkaç notanın sürüklediği özlem saatleri, yukarda ay ve gecenin tatlı serinliği. Önümüzde güller ve ileride ağaçların karanlıktaki hayal meyal salınışları. Hepsi bir tablonun fırça darbeleri gibi kağıda tek tek atılırken bütünü oluşturuyor ve ortada kısa bir yaşamın nadide özeti.
Geriye yani şimdiye hiçbir şey kalmadığını hepimiz biliyoruz. Yukarda ay, bana eşlik edebilir şanslıysam. Dolunay belki de. Babam. Düşüncemde zihnimde sırayla tüm vagonlar ilerliyor olacaklar, sessiz bir tren ama. Üzümler olgunlaşmışlar, çeşit çeşit isimlerinde hikayeler barındıran, büzgülü, dimnit, çavuş ve unuttuğum diğerleri. Güç bela ekşi tatlı bir koku alabileceğim, tadı olmayan taneler ama. Öğrenciler, çocuk halleriyle kapıdalar bayram sabahı, hem ürkek hem de sevgi dolu bakışlarla sıcacıklar. Canlı gibiler, dokunamıyorum yüzlerine ama. Bir Türk kahvesi. Şeker yerine acımtırak sevinçler ve bin bir çabayla üretilen umutlar eklenmiş. Elime aldığım anda yere dökülüyor damla damla.
Bana hayır demeyi bıraktığın gün, büyüdüm belki de ben. Fakat bugünleri de hazırlayan bir başlangıçtı o cevap. Başlıyorum sandığım bir yazının flashback sahnelerini görme şansımız olmadı elbette. İkimiz de bilemedik.
Bir temmuz gecesinin tüm hayatımın her anına bir mühür koymasını sen istemezdin biliyorum, gözyaşlarımın işe yaradığı tek insan sen olduğunu anlayalı beri silahım onlardı ve şimdi o yaşların hiçbir işe yaramadığını da görmek istemezdin muhtemelen. Değerini bilemediğimi çok iyi biliyorum ancak o değeri bu hayatla ödemeyi istemenin de hiçbir değeri olmadığını görüyorum. Benim isteklerimin zamanı geçmişti, sıra boyun eğmeye gelmişti çoktan.

0 Comments:

Yorum Gönder

Links to this post:

Bağlantı Oluştur

<< Home